
Serkan Kurt - serkankurt85@gmail.com - GENÇ HAYAT
24 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet ilan edildi. Gazeteciler bu olayı sevinçle karşıladılar; çünkü 1876’dan kalma sansür kararnamesini uygulatmayacaklardı. Yani sansür memurları yayından önce gazeteleri kontrol edemeyecekti. Meşrutiyetin ilan edildiği günün gecesinde gazeteciler, gazete provalarını görmek için gelen sansür memurlarını aynı sözlerle geri çevirdiler: gazeteler hürdür, sansür yasaktır. Ve gazeteler ilk kez sayfalarında beyaz sütunlar olmaksızın, sansürsüz olarak çıktı. Ve 100 yıldır bu gün, basının özgürleşmesi ve sansürün kalkması olarak kutlanıyor, ama gel gelelim ki günümüze baktığımızda sansür belki 100 sene önceki gibi uygulanmıyor ama kılıf değiştirip karşımıza çıkıyor.
Aradan koca bir yüzyıl geçmiş olmasına rağmen, düşüncenin önündeki en büyük engel olan sansür, farklı düzlemlerde varlığını sürdürüyor. Belki matbaalarda sansür memurları gezmiyor; ama uydularda içişleri bakanlarının cirit attığı aşikar. Basın bayramını da içine alan bu haftada işçilerin, emekçilerin, kadınların ve biz gençlerin kendi emeğiyle yarattıkları televizyonu olan Hayat Televizyonunu, asılsız olan bir iddiayla karatılmaya çalışılıyor.
Tek ses, tek görüntü?
Aslında Türkiye’de, basın ve yayın alanında uygulanan sansürün boyutu fiili engellemelerinin de ötesindedir. Türkiye’de basın ve yayın işlerinin bir endüstri haline dönüşmesi ve tekeller tarafından yürütülen bir hal alması; ekonomik, siyasi ve ideolojik bir sansüre dönüşerek, emekçilerin, yoksul halk kesimlerinin ve onların temsilcilerinin bu alana girişini sınırlamıştır. Ancak onlar birlik olduklarında, tıpkı Hayat Televizyonu’nun kuruluş ve yaşatılış sürecinde olduğu gibi; kendi yevmiyelerinden, ücretlerinden artırdıkları ve en önemlisi emeklerini ortaya koyduklarında böyle etkili bir araç ortaya çıkarabilmektedirler. Bu etki her durumda olduğu gibi karşıtını da hareketlendirmiş ve egemenlerin kural tanımaz bir biçimde bu aracı ortadan kaldırma yoluna gitmelerine neden olmuştur.AKP kendi hakim olduğu medya dışında her hangi bir yazıya, bir karikatüre, bir görüntüye tahammül edemiyor. Son olarak hiçbir hukuki temeli olmadan ve somut bir gerekçe göstermeden Hayat Televizyonu’nun yayınını süresiz durdurdu. Daha kısa bir süre önce emekçilerin, kadınların, gençlerin, sömürülen ve ezilen bütün halkın kendi çabalarıyla ortaya çıkardığı ve kendi sesini duyurma aracı olarak kullandığı televizyonu susturulmaya çalışılıyor. Belirtmek gerekiyor ki, susturulmaya çalışılan yalnızca bir televizyon kanalı olmuyor; onu var edenlerin mücadeleleri ve var etme gerekçeleri de susturulmak isteniyor. Ve bu da aslında bu mücadele ve gerekçe ortadan kalkmadıkça, Hayat Televizyonu’nun da susturalamayacağı anlamına geliyor.
“İçişleri Bakanlığı’nın emri ve RTÜK’ün uyarısı”yla alınan bu kapatma kararını güncel gelişmelerden de bağımsız düşünemeyiz. Ülkede devam eden egemen güçler arasındaki çatışma ve kendi çelişkilerin üzerinden vermiş oldukları çözülmelerin üzerine giden bir televizyonun varlığı, elbette egemenler için bir “tehlike” olarak algılanıyordu. Elbette bu çatışmanın gerçek niteliğini, ülkenin temel meselelerinin ve toplamında emek, demokrasi ve özgürlük diyebileceğimiz sorunların çözümünün halkın kendi elinde olduğunu anlatan bir televizyonun varlığı, egemen sınıf temsilcilerini harekete geçirmesinin bir nedeni olarak görülebilinir. En küçük bir hak alma mücadelesine, bir işçi bayramına vahşice saldıran zihniyetin sahipleri halkın kendi muhalefetini geliştireceği araçları engellemesi de oldukça doğaldır. Bu nedenle ekran karartma kararı sadece bir sansür olayı değil; aynı zamanda halka ve onların mücadelelerine karşı doğrudan yapılmış bir saldırıdır.
Her zaman var olacaktır
Hayat Televizyonu gerçekleri olduğu gibi gösterme ve çarpıtılanların üstüne gitme görevini çok iyi yerine getiriyor olmalı ki, egemenler bundan rahatsız oldular. Ekran karartma olayı bizleri kuşkulandırmamalıdır. Acaba bir son mu, kendi emeğimizle kurduğumuz bir televizyonu kaybettik mi? Bu soruların cevabı bellidir. Şunu herkes iyi bilmelidir ki 1000 defa kapatsalar da, ekranlarını karartsalar da 1001’cisini, bir yenisini yeniden ve daha ileriden yaratacağız. Çünkü bu yaratılanların hepsi, zaten mücadele içinde var olanlardır, halkın sesidir ve bunu susturmaya ve kesmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Emek, demokrasi ve özgürlükler mücadelesi devam ettikçe bu mücadeleyi verenler yeni araçları mutlaka yaratacak ve onları geliştirecektir. ‘Hayatın bütün renkleri’ni kullanarak. Dün yayına başlarken kendisini Telekom greviyle yurdun en ücra köşelerine kadar duyuran televizyon, bugün belediye işçilerinin grevindedir. Ve aslında somut bir durumda şu anda yayın yapmasa da o bütün grevlerde, bütün hak arama mücadelerinde, boykotlarda ve bizlerin yaşadığı her alanda karşılaştığı her sorunda yanımızdadır. Çünkü gücünü ve etkisini sırtını dayadığı bu mücadelelerden almaktadır, çünkü o milyonerlerin değil; milyonların televizyonudur. Karartma kararına tepkilerin yükseldiğini Evrensel gazetesinden takip ediyoruz. Biz gençler kuruluş aşamasında nasıl ki kendi mücadelemize bir araç katmak için emeğimizi ortaya koyduysak, bu televizyonun yaşatılması ve yapılan saldırının boşa çıkarılması için aynı kararlılığı göstereceğiz. Unutmamak gerekir ki karartılmaya çalışılan aslında bizim hayatımız ve geleceğimizdir. Daha özgür bir yaşamı kurabilmek adına gerçek manada sansürün olmadığı bir dünyayı yaşamak adına bugünden mücadele etmeye gerek var. Bütün gençleri hayatlarına sahip çıkmaya ve karanlıktan aydınlığa birlikte çıkmaya çağırıyoruz.
0 yorum:
Yorum Gönder