
“Bak işte yaklaşıyor fırtına,
Bak yine yükseliyor dalgalar,
Yıllardan sonra, yollardan sonra;
Şarkılar söylüyor çocuklar.
Yıllardan sonra, yollardan sonra;
Yeniden yan yana onlar!
Ne geçmiş tükendi, ne yarınlar…
Hayat yeniler bizleri!”
Bizler düzlükteyiz. Çok ileride, iki dağın arasında bir baraj var; buradan görüyoruz oraları. Yolumuzun önünde doğallığa sığmayan bir engel bu baraj. Kocaman, korkunç bir görüntüsü var. Tertemiz ve berrak su damlalarının oluşturduğu kütle, oraya yakışmayacak... Su damlaları, can atıyor bir an önce şu barajı aşıp da düzlüğe kavuşmak için. Ama kötü kalpli bir beton ve demir yığını olan o baraj izin vermiyor ardındaki milyonlarca su damlasının akıp düzlüğe ulaşmasına. Fakat eskiyor artık; çatlaklar oluşmaya başladı bile gövdesinde ki zaten temeli de sağlam atılmamış yapılırken; çelişkiler ve haksızlıklar üzerine kurulmuş... Yapmamız gereken, su damlalarının bulunduğumuz düzlüğe ulaşmalarını sağlayacak su yolları açmak ve akmakta olan suları yeni bir havzada biriktirmek; suların düzlükte dağılmasını, toprağa sızıp "yok olması"nı engellemek... Suyun birikeceği yeri zaten uzun süredir biliyoruz. Mesele, suyu o havzaya ulaştırabilmekte...
Sistemin toplumsal muhalefeti sindirmek ve etkisizleştirmek üzere yaratılmış birçok aracı var. Eğitim sistemi, ÖSS’si, uyuşturucusu, ırkçılığı, medyası, aile kurumu, ordusu, polisi ve devleti… Her biri toplumsal muhalefetin önünde duran barajın birer parçası. Kimisi yılışık bir yapıya sahip; giriyor hayatlarımızın ta ortasına kadar. Kimisi katı, sert ve acımasız, iniyor muhaliflerin kafasına bir cop gibi...
Dalgalar var sonra. Dönem dönem rüzgar gibi doğal etkilerle yükselen, barajı aşamayarak kırılan yahut barajı aşıp nereye gideceğini bilemeyerek toprak tarafından emilen, kaybolan dalgalar. Tarihte birkaç kez örneğine rastladığımız, amacına ulaşan akıntılar da yok değil…
68’de bir dalgaya şahit olmuştu tüm dünya mesela. Barajı aşan fakat nereye gideceğini kestiremeden düzlükte toprağa teslim olan bir dalgaydı 68. (Barajda kalıcı hasarlar ve ardından gelecek olan akıntılara açılmış yollar bıraktı elbette.)
2008 yılı da farklı bir yıldı önceki beş altı yıla göre. Kitlesel işçi ve emekçi eylemlerine şahit oldu, gençliğin 6 Mayıs’ta 10 bini aşkın bir sayı ile Karşıyaka Mezarlığı’nı doldurduğuna şahit oldu. Umut verdi, umut verdiği kadar da çok şey öğretti 2008 yılı.
ABD başta olmak üzere uluslararası kapitalistlerin söylemleri, bizlerin önüne çektikleri barajın temelleri sarsılıyor artık. Dünya çapında bir ekonomik kriz giderek yaklaşıyor. Ortadoğu’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da ve dünyanın çeşitli bölgelerinde savaşlar kızışıyor, masum halklar zarar görüyor. Ve yine bu mavi kürenin üzerinde, 2000’li yıllarda, insanlar bir avuç pirinç için sokaklara dökülüyor. Tüm bu etkenler rüzgarı yaratıyor, rüzgar dalgaları yaratmaya başlıyor. Sistemin geldiği noktaya ve gitmekte olduğu güzergâha bakacak olursak kolayca görebileceğimiz bir gerçek var:
Baraj yıkılıyor, dalgalar halinde su kütleleri bir anda düzlüğe doğru şiddetli bir akışa geçecek.
2008 yılı bunun belirtileri ile doluydu. Çatlaklardan sızanların düzlükte gidecek bir yol aradıklarına şahit olduk.
Genciz biz, hayallerimiz ve iyimserliğimiz ile en dinamik kesimiyiz şu içinde bulunduğumuz toplumun. 15 ile 19 arasında değişen yaşlarımız ile ya lise ya da dershane öğrencileriyiz. Toplumun dinamik kesimi olan gençliğin de en diri kesimiyiz yani. Haksızlığa karşı en önde duran, doğruya ve yeniye en hızlı ulaşan ve hakları için en kolay birleşebilecek kesimiz yani…
Lise ve dershane öğrencilerinin ihtiyacı olan örgütlenmeyi şu şekilde özetleyebiliriz: Sistemin dayattığı ayrışmaları aşan, sonuç alıcı ve yerellerde-okullarda kalıcılaşan bir örgütlenme.
Kanallar açmalıyız, kanallar! Su yollarına ihtiyacımız var, varmak istediğimiz yere bizleri en sağlam ve en kısa yerden götürecek. Ardımızda bekleyen dalgalar var, şimdiden kazmalıyız bu su yollarını düzlüğe.
Sistemin dayattığı, ‘Kürt-Türk’,’sağcı-solcu’,’türbanlı-laik’,’ulusalcı-dinci’ tarzı ayrışmaları aşmanın yolu, ‘ortak talepler etrafında birleşmekten’ geçiyor.
Okullarda-yerellerde kalıcılaşan bir örgütlenmenin yoluysa Öğrenci Meclisleri (eski adıyla ÖTK’lar), kol ve kulüpler gibi var olan doğal örgütlerin işlevselleştirilmesi ve bir amaç uğrunda birleştirilmesinden geçiyor.
Sonuç alıcılık ise yukarıdaki iki yolun çıkacağı yer gibi görünüyor.
Okullar açılır açılmaz, ilk etapta çevremizdeki gençleri katarak ‘çalışma grupları’ oluşturabiliriz. İlk elden ulaşabildiğimiz en geniş kesimi kapsamalı bu gruplar. Siyasi düşünce ayrımı gözetmeden, okulu için, geleceği için bir şeyler yapmaya gönüllü her genç bunun içinde yer alabilmeli. Bu gruplarının görevi ise okulundaki su yollarını açmak olmalı. Yani Öğrenci Meclisi seçimlerinde çalışma yürütmek, temsilciliklere ve okul başkanlığına adaylar çıkartmak ve bu kanalları işlevsel hale getirmek, kol ve kulüplere girmek, buraların bir araya getirilmesi ile ortak etkinliklerin düzenlenmesi için çalışmalar yürütmek... Bu çalışmalar daha fazla örneklendirilebilir; örneğin okulun dergisinde görev almak ya da kendi imkânlarımız ile bir fanzin çıkartmak. Bu yıl lise ve dershane öğrencileri olarak amaçlarımızı özetleyen slogan; “Sorunlarımız ortak, çözümleri de ortaklaştıralım!” olabilir örneğin...

Öğrenci Meclisleri’nin bir araya getirilmesi, farklı okullardaki aynı işlevi gören kulüplerin bir platformda buluşturulması ve bu yollar ile ilçe ya da il genelinde etkinlikler düzenlenmesi de yine ‘suya yol açacak’ yöntemler arasında. İzmir’de farklı liselerin felsefe kulüplerinin bir araya gelerek oluşturduğu Ege Felsefe Platformu güzel bir örnek. Farklı okullardan onlarca Öğrenci Meclisi başkanı ya da temsilcisinin içinde olduğu, kulüplerin bir araya geldiği ‘ÖSS’ye karşı liseli gençlik platformu’ , ‘Zamlara karşı gençlik platformu’ ya da ‘Savaşa karşı gençlik platformu’ gibi birlikteliğe dair güzel örnekleri arttırabiliriz.
Tek tek inatçı kayaları yolun üzerinden kaldırmak ile başlamalıyız belki de. Okulun bahçesine fidan ekmek, okulda bahar şenlikleri düzenlemek, fotokopi, kayıt ve benzeri isimler altında toplanan küçük paralara karşı çıkmak gibi işlerle başlayalım yolları açmaya... Öğrenci Meclisleri’ne girelim; okulumuzda yoksa ya da işlevsel değilse kurulması ve işlevselleştirilmesi için mücadele yürütelim. Tabandan, tek tek okullardan çıkan bu birlikteliği önce ilçelerde sonra illerde ve en sonunda Türkiye genelinde birleştirebilirsek ancak bir ‘güç’ olabiliriz. Küçük taşları ayıklarken yolumuzdan, sonra kayaları kaldırırken önümüzden en sonunda ÖSS gibi duvarları bile yıkıp geçebiliriz.
Hiç kuşkusuz engeller ile karşılaşacağız ilerlerken... Yine de “Geçse de yolumuz bozkırlardan, Denizler’e çıkar sokaklar”.
1 yorum:
şu anda, liselerdeki örgütlenme ve taban yaratma çalışmalarının genel pratiğini, her birimdeki "siyasi inisiyatflerin" belirleyeceği bir gerçek..bu gerçeğin ışığında, yazındaki öneri ve yöntemlerin, senin okulunda ve genelde bütün birimlerde harekete bir katkı sağlayacağı açık..küçük küçük talepler ve karşı koymalardan yola çıkarak, nihayet bütün bir kitleyi kucaklayabilecek yol ve yöntemleri yine sizler bulacak, üretecek ve hayata geçireceksiniz..fakat bunu yaparken öyle çok fazla "keskin" olmadan, "önder" öğrencilerin, sıradan öğrencilerle "kaynaşması" açısından, tıpkı partinin söylediği gibi, onlardan biriymiş gibi davranmaya, hani deyim yerindeyse "profesyonel devrimci" tavırlardan kaçınmaya çok özen göstermelisiniz..yazının tekniğine gelince : uzunca bir metin olmasına karşın, konunun hakimiyetini asla elden bırakmamışsın..yayınlanmasının bence en önemli nedeni de bu galiba..yazı yazmayı biliyorsun yani :)..neyse bu kadar ders, bu kadar ahkam yeter sanırım..sevgiler..blogun bu hali, öncekinden çok daha iyi..
Yorum Gönder