
Deniz Sağlam* , Gözde Soyugür* - cherche_dnz@hotmail.com
Dünyanın en zeki insanı kabul edilen Albert Einstein yayımladığı bir yazıda onu “her daim toplumun bir hizmetkârı” olarak tanımladı. Nobel Ödülü alan ilk kadın, Nobel Ödülü’nü ikinci kez almaya hak kazanan ilk bilim insanı, hatta çocuğu da Nobel Ödülü almış olan Nobel ödüllü ilk insan Marie Curie 7 Kasım 1867 tarihinde Polonya’nın Varşova kentinde doğdu. Eğitmen bir ailenin 5. çocuğuydu. İlk eğitimini anne ve babasından aldı. Çarlık Rusya’sına karşı çıkmasına rağmen liseden mezun olduğu sırada kazandığı altın madalyayı alırken Çarlık Rusya’sının bir parçası olan Polonya’nın en üst düzey öğretim yetkilisinin elini sıkmak zorunda kaldı. Gençlik ve çocukluk yılları Polonya’nın siyasal durumu ve ailevi sorunları nedeniyle zorluklarla geçti. 8 yaşındayken ablasını,10 yaşındayken de annesini kaybetmesi onun tanrıya olan inancını sarstı.
Çarlık sisteminin Polonyalı kadınlara karşı baskıcı tutumuna arkadaşlarının da teşvikiyle karşı koyan Marie, diğer Polonyalı gençler gibi yasadışı bir gece okuluna gitmeye başladı. Rus görevlilerinin tespitini engellemek için dersler sürekli farklı yerlerde yapılıyordu. Gençler kendi aralarında buraya ‘Seyyar Üniversite’ adını koymuşlardı. Marie bu üniversitede fizik ve kimya alanında eğitim alırken bir yandan da ilerici düşünce akımlarıyla tanıştı. Bu üniversitedeki yurtsever gençlerin amacı toplumun eğitim görmüş kesimini genişletip Polonya’nın bağımsızlığını kazanmasını sağlamaktı. Ancak bu üniversitedeki eğitimin gerçek bir üniversitede alacağı eğitimin yerini tutamayacağını anlayarak ablası Bronya ile bir anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre; ablasının Fransa’da tıp eğitimi alabilmesi için Marie zengin ailelerin çocuklarına özel ders verecek daha sonra Bronya bunun karşılığını verebilecek duruma geldiğinde Marie’nin öğrenimini tamamlamasına destek olacaktı. Böylece Marie 17 yaşında çalışmaya başladı.4 yıl sonra eğitimine yetecek parayı denkleştirdiğinde Sorbourne’e gitti. Paris’e gidiş amacı seyyar üniversitede edindiği ideale ulaşabilmek için Fransız üniversitelerinden yararlanmaktı. Polonyalı bir vatanseverle evlenen Bronya’nın evinde kaldı. Ancak evin üniversiteye uzak olması ve babasının siyasi faaliyetlerden uzak kalmasını istemesi üzerine Marie buradan taşındı. Bu dönemde maddi anlamda sıkıntı çekti. Zaman zaman açlık ve soğuk nedeniyle bitkin düşse de çalışmalarını aksatmıyordu. İki yılda sınıfının birincisi olarak fizik derecesi aldı.1894 yılında ikinci derecesi olan matematiği de bitirdi. Sonraki hedefi öğretmenlik diploması alıp Varşova’ya dönmekti.
1894’te Varşova’ya dönmüştü. Bu sırada Piezoelektriği keşfeden Pierre Curie ile tanıştı. Onunla ortak bilimsel ilgilerinin de katkısıyla birbirlerine bağlanıp Temmuz 1895’te evlendiler.1896’da öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra uranyum ve radyoaktivite üzerine araştırmalarını yaparken kızı İrene dünyaya geldi. Bu sebeple araştırmalarına bir süre ara verdi. 1898 yılında çalışmalarına yeniden başladı. Eşi Pierre, Marie’nin yeni keşfi olan toryum üzerindeki çalışmaları sırasında ona yardım etmeye başladı. Bu çalışma sırasında polonyum ve radyumu buldular. Marie, 1903 yılında doktorasını vererek Fransa’da doktora ünvanı alan ilk kadın oldu. Aynı yıl eşi ve Henri Becquerel ile Nobel Fizik Ödülü’nü paylaştı ve tarihte Nobel alan ilk kadın oldu.1904 yılında eşinin ve kendisinin öğretmenlik yapmaya başladığı sırada Eve doğdu. O sırada Marie ve eşi radyasyondan kaynaklanan pek çok rahatsızlık geçirmeye başladılar. Radyumun sağlam dokuya zarar verip hasta dokuları tedavi ettiğini fark ettiler.1906 yılında kocasının ölümü üzerine iki çocuğuyla dul kalan Marie, bu durumdan yılmayarak kocasının öğretmenlik görevini sürdürdü ve ilk kadın profesör oldu.
1911 yılında radyum ve polonyum üzerindeki araştırmalarından ötürü Nobel Kimya Ödülü aldı ve böylece iki kez Nobel Ödülü kazanan ilk bilim insanı oldu.
Bu başarılarına rağmen sadece kadın olması nedeniyle Fransız Bilim Akademisi’ne giremedi. Hatta bu sırada kendisi gibi bir bilim adamı olan Paul Langevin ile aralarında aşk dedikoduları bile çıkarıldı. Tüm bunlara rağmen çalışmalarını sürdüren Maria Curie 1911’de Stockholm’e gidip ikinci Nobel Ödülü’nü aldı. Burada yaptığı konuşmada eşinin de çalışmalarına olan katkısını sıkça tekrarlayarak bu dedikoduları kapatmak istedi fakat bunların kesilmemesi üzerine Fransa’ya geri döndüğünde depresyona girdi.
1914 yılında Paris Üniversitesi’nde açılan Radyum Enstitütüsü’ne ilk müdür olarak atandı ve 1. Dünya Savaşı boyunca kızıyla birlikte birçok kişiyi X ışınları konusunda bilgilendirdi. Fakat bu sırada kendisi de çok miktarda radyasyona maruz kaldı ve bu durum kendisinin ölümüne sebep olarak gösterildi. 1934’ün temmuz ayında tamamen çökmüş ve hemen hemen kör olmuş bir durumda, parmakları yanmış ve elleri üzerinde sevgili radyumu tarafında kabarcıklar oluşturulmuş bir halde lösemiden öldü.
Hayatı boyunca bilim için çalışan, insanlığın yararından başka bir şey düşünmeyen hatta bu yolda sağlığını ve hayatını kaybeden Marie Curie için bu sebeple “bilim için ölen kadın” denmektedir.
*Bornova Hatice Güzelcan Anadolu Lisesi
Kaynak:
Marie Cruie - Naomi Pasachoff/ Tubitak Yayınları
http://tr.wikipedia.org/wiki/Marie_Curie
0 yorum:
Yorum Gönder